Aydın Abi Anısına...


Canımız, ciğerimiz

Sevgili Aydın Abimiz, 

1949 yılının sisli bir Elazığ sabahında doğum sancısı çeken annesinin yardımına koşan ebeye “Asgari ücretle araya mı girilir kardeşim” diyerek briç dünyasının ilk fırçasını kaydı. Hecelemeye ti-yef-liii…şan-ja..tuu…ka-yoo gibi garip sözlerle başlayınca annesi onu mahallenin falcısına götürdü. Falcı onu okuyup üfledikten sonra yeşil bir karta “PAS” yazarak ona bir muska dikti ve nazar değmesin diye boynuna astı. Daha 1.5 yaşındayken babası onu lunaparka götürdüğünde inanılmaz bişey oldu. Kendisine koz helva uzatan babasına “ Ey gidi adem oğlu koz yiyen kesesinden yer, şu anda senin cebinde 3 onluk, 2 beşlik, 1 de çeyrek kaldı. Bu gidişle ay sonunu nasıl çıkaracaksın ! “ diyerek feryad-ı figanda bulundu. Ayakları üstünde doğrulup ilk adım attığı gün soluğu Tömbeki Seyfi’nin kahvesinde aldı.

Piştiye oturdu. Kısa bir sürede hepsini silkeledikten sonra “Bu da oyun mu yawww…biyiç yok mu biyiç” dedi. Dikkatinizi çekerim, Aydın’ın bunu sorduğu gün daha Behçet, Yavuz, Yalçın, Hasan v.b. doğmamıştı. Ama Aydın sabırlıydı. Ağız tadıyla fırça kayabilmek için yarım asır beklemeyi göze aldı. Bu arada bizim lavuklar doğdu büyüdü ve fırça yiyecek kadar gelişip serpildiler. Aydın da bu arada

İTÜ – Makina bölümünü bitirdi. Sonra kader onu bir gün Ataköy Briç Kulübüne getirdi.

Bundan sonrası şöyle;

    - Behçeeet , behçeeeet yeni mi başladın briceee !

    - Yaww Aydın abi, sus konuşma allah aşkına, bi bildiğiiiiim var heraldeeee!

    - Şurdan Mahmut’u çağırsaaam senden iyi deklare verir!…

    - Çağır gelsin o zaman !

    - Mahmuuuut, mahmuuuut gel buraya !

    - Buyrun bişey mi vardı ?

    - Baksana, kardeşim Aydın abiye 4 pik dedim…Yarım saattir fırça yiyorum…

    - Yooo, gayet güzel konuşmuşsunuz. Bravo size Behçet Bey !...

    - Ne doğrusu kardeşim, sen kimsin !...

    - Ben mi, Mahmut.

    - Hangi Mahmut kardeşim ?

    - Zia Mahmut.

    - Öyle mi, Zia Mahmut olmuşsun ama boşuna olmuşsun, bari otur da deklare öğren biraz!

    …. 

    - Yavuuuuzzzz, yavuuuuuz….Senin yüzünden oldum uyuz…niye benim ruamı Asla alıyorsun, çatlatma beni…

    - Yaww, ne bileyim ben Aydın abi, trefliye kupun var diye ?

    - Kupun batsın senin, yaww lövemi bırak kardeşim…Benim lövemi alma…

    - Allaaa allaaaaa aldık bi kere ne yapalım…

    - Alma kardeşim alma yawww, ben küçük koymayı bilmiyo muyum…

    - Oyna Aydın abi …

    - Ne oyniiiim kardeşim…oynayacak hal mi kaldı…Sus, madem oldu, özür dile ..bitsin…

    - Tamam abi özür…

    - Yaww ne özürü kardeşim...Hem ruama as koyuyor hem de özür diliyor… Gelin, abi kim oynayacaksa oynasın…Ben oynamıyorum…

    - İyi bırak Aydın abi, ben devam edeyim…

    - Ne yani Mustafa, ben oynamayı bilmiyo muyum ?!...

    - Peki oyna o zaman…

    - Yaww adam benim ruamı asla ezdi, niye oyniiiim ki…Aaaaa, durun bi dakka İçişleri Bakanı arıyor… Heee, Hanım kulüpteyim…Yooo şimdi girdim…Öyle bir iki oyun izliyorum…Tamam…Tamamm…Yooo, merak etme gelirim birazdan…Saol hanım saol…Nerede kalmıştık…Heee Yavuz el sendeydi… İyi ki geldin…Ben de gelir gelmez seni sordum , Yavuz yoksa ben oynamam dedim walla … 
    … 

    - Yalçıııınnn…Yalçıııın !!!... Kadiköy, Hoşgörü , moşgörü diyorsun ama senin deklareden haberin yok…İkinci turda 2 kör desene…ne işin var senin karoyla maroyla..

    - Yaww Aydın abi inan ben de şimdi onu düşünüyordum…Tam, 2 kör mü deseydim yoksa diyordum…

    - Hah! Aferin, çok iyi deklare veriyorsun Yalçın…. Yaaaww allah allaaaaah  pike niye vale giriyorsun ki Yalçın…

    - Hay ağzını öpiiiim, abii…Ben de tam şimdi kendi kendime “yaw yalçın pike niye vale giriyorsun ki” diyordum…

    - Aferin Yalçın…Çok iyi oynuyorsun bu oyunu…Haydaaaaa!...Yaww niye Kör asını çekmiyorsun kardeşim, eve mi götüreceksin !

    - Yaaww Aydın abi ben ne dangalağım biliyor musun, niye çekmiyorum ki kör asını

    eksi 2 olsun…Yok abi yok ben bu brici öğrenemem !...

    - Yoook yooook öyle deme sen çok iyi briççisin Yalçın!... 
     

    İlahi Aydın abimiz iyi ki sen varsın

    Ayın Portresi
    Haziran 2007


Hasan Fırat
Eski arkadaşı


Oyun masası üstünde bilip bilmediğimiz yaşamlar sergilenir, sesleri duyulmaz, hareketleri görülmez canlar hapsolmuştur çerçevelerine. Ebediyen orada o katılıkta olacaklar, sevgiyle bakanlara ortaklık sunacaklar.
Oyun masalarının gerçek tutkunu olan Aydın abiyi 1980 yılında tanımıştım. istanbul açık dörtlülerden birini, Alpaslan takımında 1983 yılında oynadığmı hatırlıyorum.Bundan sonra da sayısız kez birlikte oynadık. Çoğu özel turnuvalardı.Aydın abi ile oynamak zevkti.
Bricin dışında Aydın abinin beni her zaman derinden etkilemiş olan, başkalarının acılarını hissetme özelliği onu dikkatle dinlemeye sevk etmiştir. Kocaman bedeninde şair duyarlılığında bir yüreğe sahip olduğunu hep düşünmüşümdür.
Hep anlatılan bir anımı anlatarak yazıyı sonlandırmak istiyorum.
 
Majör Briç Kulübünün ilk zamanlarında Aydın abi ile bir butler turnuva oynuyoruz.Ben kuzeyde oturuyorum, Aydın abi güneyde.Batıda ise halen briç oynamaya devam eden Handan Arman hanımefendi var.3 SA'ya ulaştık. Deklaran Aydın abi. Handan hanım dam körü atak etti. Yer olarak bende Rua üçlü kör var, Aydın abide ise üç boş kör var. Aydın abi epeyce düşündü ve Rua körü girmeyerek boşladı.Handan Hanım bu kez vale körü oynadı. Aydın abi vale köre de Ruayı girmeyip boşladı. El kendinde kalan Handan Hanım bu kez as körü ve iki adet daha körü çekerek kontratı bir batırdı.Aydın abi ruayı girseydi, kontratı +1 ya da +2 yapacaktı.
Bana da şaka yapacak bir konu çıkmıştı. Aydın abinin tüm tehditlerine karşın olayı Aydın abinin gençlik arkadaşı Ahmet Fethi Oral'a anlatmam yeterli olmuştu. Malatya'ya kadar ulaşan bir şaka böylece oluştu.
Bu dünyadan göçen Aydın abinin Aydınlık ve huzur içinde yatmasını diliyorum.
 

Ocak-2008


DR.Necmettin Çanga
Ataköy Briç Kulübü Dostu


Sevilen, sayılan, aranan briç ustası Aydın Alpaslan arkadaşımız hayata erken PAS dedi.
Briç oynayanlara briçte pas geçmeyi öğrenmeyi önerirdi. "Pas en iyi deklare" derdi.
Keşke hayata bu kadar erken "pas" demeseyd, briç dünyazı büyük bir ustasını yitirdi.
Allah rahmet eylesin.

08.01.2008


Sevgili Aydın abimizin Ataköy Briç Kulübü kronolojisi

Kulüp 2003 Mart ayında açılış turnuvası yaptı. Devam eden günlerde bir kaç kez Aydın abinin başını çektiği 8-10 kişilik bir oyuncu grubunun baskınına uğradık. Benim oluşturmayı amaçladığım etik anlayışı altüst etmeye yetecek kadar gürültülü oynuyorlardı. Ve her şey Aydın abi ekseninde dönüyordu. Çevresindekiler, adeta Aydın abiyi kızdırmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Belli ki, Aydın abinin fırçasını yemek nirvanaya ulaşmak gibi bir şeydi.

Yaklaşık 5-6 ay sonra Aydın abi kulübe yalnız gelmeye başladı. Zoraki takım elbisesi ve upuzun boyu hemen ilgi odağı olmasına yeterdi. Ama o kısa sürede oyunu ve fırçasıyla zaten bizlerin ilgi odağı olmayı başarmıştı. Engin, yavuz, yalçın, behçet, kaynakçı, kamil, haluk, birol, hendo, hasan onun fan kulübünün değişmez üyeleri oldular.
Bir süre sonra, Aydın abinin kulübe geldiği günlerde masa sayısında otomatik artış olduğunu farkettim. Onun gören oyuncuların hem motivasyonu artıyor, hem de çevresinde akademik bir tartışma ortamı oluşuyordu. İkisi de kulüp için son derece yararlıydı. Bunun üzerine tek kişilik yönetim kurulu olarak Aydın abiden kaç oyun oynarsa oynasın tek oyun parası almaya başladık. Hiç almazsak bize gücenebilirdi. Nitekim bir süre sonra “joker” müessesesini yürürlüğe koyduk. Aydın abi artık kulübün 1 numaralı jokeriydi. Bu kavramı çok beğendiği belliydi, joker olmaktan büyük heyecan duyuyordu. Hem kulübe “masa” yaparak büyük katkı sağlıyor, hem yenildiği zamanlarda skor kendisine yazılmıyor, hem de kimle oynarsa oynasın “joker” olduğu için ortağını büyük fırça darbeleri altında ezmek yerine küçük fırça rötuşlarıyla yetinmeyi seçebiliyordu.

Bu bağlamda Aydın abi kulübümüzde saygın bir briç önderi ve ustası olarak hep örnek alındı. Yavuz ondan kavuğu devralabilmek için çevresinde dört dönerdi. Hatta, “Aydın abi araban var mı, bırakayım mı seni eve” derdi. Bu tür küçük jestler onu çok mutlu ediyordu. Çok sayıda birileri için kulüpte Aydın abi varsa gırgır vardı, muhabbet vardı, briç vardı. Örneğin behçet’in daha kapıdan girerken gözleri parlardı. “Aydın abi geldi mi ?” Eğer geldiyse, değmeyin keyfine. Hasan büyük şefin karşısına bir soluk benizli olarak ve “ugh” diyerek otururdu. Yavuz daha bir mağrur takılırdı. Selama benzer bişey mırıldanırdı, anlamadığım için..evet geldi burda, ya da birazdan gelir gibi laflar ederdim. Engin, Aydın abiyi daha görür görmez öyle bir“ wayyy kaynanam Aydın abi” derdi ki, hepimiz içimizden tamam birazdan “peşrev” başlıyor diye geçirirdik. O, kulübe girdiğinde ise fan kulüp üyelerini görür görmez “ oooo!... maşallah maşallah herkes burda” diyerek keyiflenir, ama “o” kişi eksikse -sadece o kişi ama- “yalçın da gelecek mi ?” diye sorardı. Bu durumu çekemeyenler daha sonra kulüp tarihindeki bu gerçeği sulandırmaya çalışacaklar ve “yok canım Aydın abi beni de sorardı, beni de mutlaka sorardı” diyeceklerdir.

O mutlu günler hiç bitmeyecek sanırdık. İnsan “yaşarken” hep sonsuza dek sürecek sanıyor.
(tam bu noktada gözlerim sulanıyor...)
Sanırdık, sanırdık ama öyle değilmiş, yanıldık.

Dağ gibi bir adam,, bir sevgi anıtı gözlerimizin önünde günbe gün mum gibi eridi…Farkında olduk olmadık…

Bir baktık, Alpaslan49 aramızda yok. Yanımızda yok, masamızda yok…

Ne demeli, ne söylemeli…

Seni çöz özlüyoruz Aydın abi, seni çok seviyoruz.
Ah bi kez undo olabilseydi…Sadece bi kez…

Mustafa Güngör

Ocak 2008
 

USTAM AYDIN ALPASLAN

Aydın Abi ile tanışmamızdan kısa bir süre sonra, onun eşi ile birlikte felç olan köpeklerini veterinerin uyutulması konusundaki önerisine rağmen çocuk bezi bağlayarak yaşatmaya çalıştıklarını öğrendim. Bu beni Aydın Abi ile ilgili etkileyen ilk şeydi. Bu olaydan sonra dediği her şeyi bu bilginin süzgecinde değerlendirdim.

Başlıkta da yazdığım gibi, Aydın Abi benim ustamdır. Ustam olmasndan övünç ve kıvanç duyduğum yegane insandır. Bana bildiklerini, sürekli fırça atarak öğretmeye uğraştı. Başarılı olabildiğimi...... sanmıyorum. Bunda sistemin belirsizlikler üzerine kurulu olmasının da rolü vardır. Aydın Abi sonsuz kabul edilen kart dağılımlarının, sonsuz farklı sistemde oynanmasını sistem edinmişti. Bu sistemde mesela double'ların negatif mi ceza mı olduğu tamamen oyunun batıp batmamasıyla ilgilidir.6 seviyesinde bir double oyunun batmaması durumunda kesinlikle double negatiftir. Bazı boardlarda vale sorulması gerekirken bazı boardları yollamak gerekir. Dolayısı ile benim sınırlı zekamın, tamamını kavramasının imkansız olduğu bir sistemdir.

Aydın Abi briç literatürüne bilirkişi olarak otoparkçı Mahmut'u katarak, unutulmaz bir sayfa açmıştır. Bulunamayan pasların Mahmut'a sorulması gerektiği şeklinde her zaman geçerli olacak bir yol bulmuştur.

Briç oyununa, Aydın Alpaslan gibi bir ustayla tanışmama vesile olduğu için minnettarım. Bilinemezcilik üzerine kurulu sistemi dışında Aydın Abi, kart oyununda mükemme bir oyuncuydu. Board'a bakıp oyunun çıkarını, batarını bu kadar kısa zamanda çözen başka birini tanımadım.

Tanımaktan gurur duyduğum,ortak olarak briç oynamaktan sonsuz zevk aldığım, insan olarak mükemmelliyete ulaştığını düşündüğüm, her zaman sevgi ile hatırlayacağım, USTAM Aydın Abi;

seni hiç unutmayacağım. Işıklar içinde yat. Umarım gittiğin yerde iyi bir kare vardır.

Yavuz Başpınar
Şubat 2008
 


AYDIN AĞABEYİN ARDINDAN...

3 yıl kadar önceydi. Kulüpte yeniyim. Konvansiyonları yeterince kullanamadığım gibi yer oyununda da inanılmaz hatalar yapıyorum. Bu nedenle “ustaların masası”na oturmuyor, kenardan izliyorum...

Bir gün yine kenardan izlerken, Aydın ağabey “geç karşıma” dedi. Bende bir yürek çarpması, sormayın. Çaresiz oturdum...

Birkaç el iyi gittikten sonra “batarı olmayan bir şlem” oynuyorum...
Batırdım...
Bana “bravo, zor olanı nasıl da becerdin Mühendis...” demez mi ?
Masa ve çevresinden gülüşmeler...
Çok alındım.

“Beni neden utandırdın?” dercesine bir bakış attığımda, çok üzüldüğümü anladı ve “Tarık hocam da ne yapsın? Piki ikili, treflileri üçlüymüş...” dedi.

“Usta” kendisi olduğu halde bana “Tarık hocam” diye seslenerek gönlümü almak istemişti...
Ben durur muyum ? “Aynen öyleydi Aydın ağabey. Pikim ikili, treflilerim üçlüydü...” dedim...
Oysa ne pikim ne de treflilerim söylendiği gibi değildi...

Kanımca O, tüm dostlarının gönüllerinde hiç yitirilmeyecek anlamlı bir yer edindiğinin farkındaydı...
Yaşıtım olduğu halde ona neden “ağabey” dediğimin de -hiç kuşkusuz- farkındaydı...

Yeri gelmişken sevgili dostlarımla bir duygumu paylaşmak isterim...

“Arkasından güneş doğmayan bir büyük kapıdan sonsuzluğa uğurladıklarımız, bizler onları anımsadığımız sürece yaşamlarını sürdürürler, unutulunca gerçekten ölürler...” diye düşünüyorum ve O ”adam gibi adam”ı da “unutulmayacaklar” listeme ekliyorum...
Sizler sağ olun dostlarım...
İçten saygı ve sevgi gönderiyorum ona...

Nisan 2008

Tarık KONAL